1. kötürüm bir yel eser ıraklardan 
    çağlar alınyazımı tartışır 
    karanlığı tırmalar karanlık bilgeler 
    evren bir savaş alanıdır 
    aşkı eline dolayan bir dize yürür üstüme 
    bir kent mecnunu keser yollarımı 
    leylayı sorar 



  2. Sessiz

    herşey eninde sonunda sessizdir 
    bir günün kırılganlığından 
    kalan ve tekrar tekrar kırılan 
    müteellim bir insan sesinin başlattığı 
    ağlamanın kırı 
    sessizdir 

    dalda 
    yalnız ve dağılmış bir elma 
    yalnız ve yapraklar örtmüyor onu 
    gelen akşama 
    geçen akşamın içlenmeleri dadanmış 
    bu kahır sessizdir 

    içinin çıngarlarından yonttuğun 
    asi bir atbaşı gibi rüyalarının ucunda 
    umudun 
    sessizdir 

    filistinde akşamüstleri 
    sessizlik bir file somun gibi

  3. Vladimir: Uyuyor muydum ben başkaları acı çekerken?Şu anda uyuyor muyum?Yarın uyanınca veya uyandığımı sandığımda,bugün hakkında neler söyleyeceğim?Dostum Estragon’la,burada gece olana kadar Godot’yu beklediğimi mi?Pozzo’nun hamalıyla birlikte geçip bizimle konuştuğunu mu?Muhtemelen.Ama bütün bunların içinde ne kadar doğruluk payı olacak?O hiçbir şeyin farkında olmayacak.Yediği tekmelerden söz edecek,ben de ona havuç vereceğim.Bir ayağımız mezarda,zor bir doğum doğrusu.Mezarcı çukurun dibinde forsepsi yerleştirir.İhtiyarlığa vakit var daha önümüzde.Hava çığlıklarımızla dolu.Ama alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı.Bana da bir başkası bakarak,uyuyor diyor.Kendisinin de  uyuduğunun farkına varmadan uyuyor,hiçbir şey bilmiyor.Uyusun bakalım diyor,benim için.Böyle devam edemem.Ne dedim ben?

  4. Oysa ben aşk desem küle dönecektim,kül desem küstürecektim közü.Kimseye yük olmayan bir cümle kurmak için beyhude arayıp durdum ağzımı.Sonra tutup şu büyük gökkubbenin altında yalnızca suskunların anlaşmasına yarayan apayrı bir dili ezberledim.Sustum ve herkesle konuşmaya başladım…

  5. Zürafa Hikayesi

    Kasvetli gökyüzünün yolları bir anda nehir yatağına dönüştürebileceği ihtimaline rağmen,yalnızca biraz aydınlık katabilmek umuduyla manzarama,giydiğim beyaz ayakkabılarımın her duyduğumda atalarımızın söyleme gerekçesini merak etmekten kendimi alamadığım “zürafa” hikayesini öğreteceği kimin aklına gelirdi.”Zürafanın düşkünü beyaz giyer kış günü” olarak bildiğim ve nedense araştırmak yerine bildiğimi doğru kabul edip üzerine mantık yürütmeye çalıştığım atasözünün, farklı ihtimallerle yazılmış hikayelerini kurgularken ve yine de mantıksız bir sözün önem kazanıp kayda geçemeyeceği gerçeğini de kabul ederken bildiğim zürafanın aslında zarif kelimesinin çoğulu “zürefa” olduğunu öğrendiğimde yaşadığım aydınlanmayı anlatamam.Öğrenmenin yaşı olmadığı gerçeğini deneyimlerimize ekledikten sonra,dolmuşta yağmur yağmadığı gerçeğinin altını çizen küçük kızın,annesine savunduğu tezinin haklılığını da bugünün ıslak anılarına yazmak istedim.Dolmuşta yağmayan yağmurun dışarıda da yağmadığını,akıl yürütme tekniklerinden özelden genele doğru gidiş ilkesini esas alarak ispatlamaya çalışan küçüğün azmine hayran kaldığımı ve hatta pencereme dokunan yağmur damlalarına rağmen inanmaya yaklaştığımı da itiraf ediyorum.Rüzgarın kaldırımlara döşediği mor ve beyaz çiçeklerden örülü halıyı da ıslak anıların ayakları altına serip,mütekerrir insan ruhunun kasvetinden uzaklaştığım  bu yağmurlu bahar sabahını tekerrür eden sayfalarımın arasına renkli bir anı olarak bırakıyorum.Sayfamın köşesinden bir zürafa da gülerek beni izliyormuş bu arada.Zürafa sevgisini beyaz giymekle örtüştürdüğüm için kendisini konuk ettiğim hikayelerin noktasını hediye etmeye gelmiş.Kıs kıs gülmesine aldırmadan noktamı alıp yolcu ettim ben de onu.Ne demişler damlaya damlaya göl olur.

  6. [Flash 9 is required to listen to audio.]

  7. Yol sonunda reddiye

    Kimse ihtiyaç duymasaydı sevgiye
    Güzel ve kısa anlardı. Yoksa hayalim,
    Hayalimle mi dolmuştu billûr şişe?
    Itır yok, şişe boş, hiçlik kasırgası;
    Duygu tanımaz bir karayel işte…
    Bir karayel bu şimdi kasıp kavuran,
    Son yolculuğunda yürek kadırgası.
    Suç onun, sevgiye ne gerek vardı…
    Dost sesler mutluluktur ıtır dolu ve billûr,
    Bir gün boşalır içi bir sesin, mâlum olur, 
    Artık kalbimiz kutup denizinde ve yalnız.
    Tanrım suç kimindi, nerde hata yaptık?
    Keşke sevgiye muhtaç olmasaydık…
    İşte ama lâkin ricâ ederim fakat,
    Şimdi asla ona gerek duymasaydık…
    Ne kadar uzardı düşler, günlerse çok kısaydı
    Olaylar geçip gitti, yüreğim yerinde saydı
    Bir yere varamadı, ölümse arkasında,
    Suç onda sevgiye ne gerek vardı?
    Hep başka şartlar düşlerdi, bir de uzak iklimler
    Gidenlerden güzel miydi gelen mevsimler?
    Yolda düşüp kaldılar şimdi unuttum kimler,
    Lütfen lâkin ama tekrar söylemeliyim, 
    Kimse sevgiye muhtaç olmasaydı. 

  8. İçimiz Kalabalık

    İçimin kalabalığından sıyrılıp,sessiz bir köşenin dinginliğinde esen rüzgarı dinliyorum,gözlerim kapalı ve İstanbul değilse de mekan karşımda kızkulesinin bir bakışlık anısı asılı.Uzaktan el sallayan martıların ve zihnimde yerini tüm canlılığıyla sürdüren dalgaların dinletisini de fona yerleştirmek gerek şimdi.Sadece kısa bir zaman öncesine ait fotoğrafları toplamak,tavşanının elinden tutmuş ve ne aradığını bilmeyen bir çocuğun ruh halinden sıyrılmak gerek sanırım.Anıların biriktiği albümde belki gerçekten mutlu olduğum mekanları bulmalı ve kararsızlığıma bu mekanların penceresinden bir daha bakmalıyım.Serap tadında bir görünüp bir kaybolan sebeplerin toplanıp ufku görünmeyen yollar inşa etmesinden mütevellit yorgunluğumu da “boşa koysam dolmadı doluya koysam almadı” kategorisine ekliyorum.Hayalimin seyrine dalmışken gitmem gereken karar menzilinden uzaklaşmamak için bir daha bakıyorum pencereden;ama yok işte.Yağmuru çok mekanımın,puslu penceresinden görünen köy kılavuz istiyor,kılavuzum nerede,sormadan edemiyorum.Kum tanelerince tükenen, bir kum tanesine ait ömrün değerli kılınması beklentisi,bekleyişin kıyısına gelen bir gemiye binip gitmeyi gerektiriyor belki.Ya da gitmelerle çaremi sınırlandırmadan kalmanın da çareler reçetesine yazılıp hiç değilse bir hafta düzenli aralıklarla düşünme dakikalarına eklenmesi bir ihtimal olarak kaydedilmeli.Bunca karasızlığımı eklediğim dilekçemi,martılarımı ve kızkulesinin dalgaların sesine rağmen koruduğu huzuruna imrenişimi toplayıp kayboluyorum içimin kalabalığında.Dingin bir zaman yeniden kapımı çaldığında “Ve Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır..” cesaretini yorgunluğumun örtüsünden kurtarabilmek umuduyla.

    İçimiz kalabalık,dışarıda yağmur,sesimiz belki duyulur..


  9. Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm 
    Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
     
    Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
     
    Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
     
    Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
     
    Dursam ölürüm paramparça olur dünya
     

  10. Molla Değildi Sofu Sanıldı Sade

    Dini bütün biriyim diyorsun pekiyi bu sızlanmak da ne

    Dünyayı beğenmiyorsun beğenecek miydin bir de

    Takılı kaldın

    Asılısın konu komşu ne der endişesine

    Değildir umurunda hazır yiyen adalet

    Hazırdan yiyor adalet Ömer- ül faruk’tan beri

    Sana düştü hazırı sermayeye çevirmek

    Hendeğe deveyi hamutuyla devirmek

    Uhuvvetin iltimas geçmesine aldırmazsın

    Dert etmem diyorsun

    Hapsolmuşsa müsavat hendeseye

    Vahdet ne?

    Tin tin tini mini hanım

    Kim düşünür aşırılmış olma ihtimalini

    Franz Schubert nâm firenkten temanın *

    Kemanın

    Mahmud-i adli buyruğuyla

    O kıvrık kuyruğuyla

    Saz heyetinde yer bulduğundan

    Kulların kullara katırca kulluğundan

    Vakt ezanlarıyla Farabi’nin

    Eflatun’un âli makamlarla

    İlgisinden sana ne?

    Mâfevke ihbar ve

    Parça başı pazarlık et

    Sünnetle.

    * Moments Musicaux No.3

Hakkımda

Kaleme dokunup kağıdı anlamlandırma vakti artık...Bu cümleyle başladı yolcunun hikayesi.Bir de eczacı rolünü üstlendi bu yolculukta.Kendi derdinin de ilacını bulmak ümidiyle...

Beğendiklerim