
kötürüm bir yel eser ıraklardan
çağlar alınyazımı tartışır
karanlığı tırmalar karanlık bilgeler
evren bir savaş alanıdır
aşkı eline dolayan bir dize yürür üstüme
bir kent mecnunu keser yollarımı
leylayı sorar

kötürüm bir yel eser ıraklardan
çağlar alınyazımı tartışır
karanlığı tırmalar karanlık bilgeler
evren bir savaş alanıdır
aşkı eline dolayan bir dize yürür üstüme
bir kent mecnunu keser yollarımı
leylayı sorar


Vladimir: Uyuyor muydum ben başkaları acı çekerken?Şu anda uyuyor muyum?Yarın uyanınca veya uyandığımı sandığımda,bugün hakkında neler söyleyeceğim?Dostum Estragon’la,burada gece olana kadar Godot’yu beklediğimi mi?Pozzo’nun hamalıyla birlikte geçip bizimle konuştuğunu mu?Muhtemelen.Ama bütün bunların içinde ne kadar doğruluk payı olacak?O hiçbir şeyin farkında olmayacak.Yediği tekmelerden söz edecek,ben de ona havuç vereceğim.Bir ayağımız mezarda,zor bir doğum doğrusu.Mezarcı çukurun dibinde forsepsi yerleştirir.İhtiyarlığa vakit var daha önümüzde.Hava çığlıklarımızla dolu.Ama alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı.Bana da bir başkası bakarak,uyuyor diyor.Kendisinin de uyuduğunun farkına varmadan uyuyor,hiçbir şey bilmiyor.Uyusun bakalım diyor,benim için.Böyle devam edemem.Ne dedim ben?

Oysa ben aşk desem küle dönecektim,kül desem küstürecektim közü.Kimseye yük olmayan bir cümle kurmak için beyhude arayıp durdum ağzımı.Sonra tutup şu büyük gökkubbenin altında yalnızca suskunların anlaşmasına yarayan apayrı bir dili ezberledim.Sustum ve herkesle konuşmaya başladım…

Kasvetli gökyüzünün yolları bir anda nehir yatağına dönüştürebileceği ihtimaline rağmen,yalnızca biraz aydınlık katabilmek umuduyla manzarama,giydiğim beyaz ayakkabılarımın her duyduğumda atalarımızın söyleme gerekçesini merak etmekten kendimi alamadığım “zürafa” hikayesini öğreteceği kimin aklına gelirdi.”Zürafanın düşkünü beyaz giyer kış günü” olarak bildiğim ve nedense araştırmak yerine bildiğimi doğru kabul edip üzerine mantık yürütmeye çalıştığım atasözünün, farklı ihtimallerle yazılmış hikayelerini kurgularken ve yine de mantıksız bir sözün önem kazanıp kayda geçemeyeceği gerçeğini de kabul ederken bildiğim zürafanın aslında zarif kelimesinin çoğulu “zürefa” olduğunu öğrendiğimde yaşadığım aydınlanmayı anlatamam.Öğrenmenin yaşı olmadığı gerçeğini deneyimlerimize ekledikten sonra,dolmuşta yağmur yağmadığı gerçeğinin altını çizen küçük kızın,annesine savunduğu tezinin haklılığını da bugünün ıslak anılarına yazmak istedim.Dolmuşta yağmayan yağmurun dışarıda da yağmadığını,akıl yürütme tekniklerinden özelden genele doğru gidiş ilkesini esas alarak ispatlamaya çalışan küçüğün azmine hayran kaldığımı ve hatta pencereme dokunan yağmur damlalarına rağmen inanmaya yaklaştığımı da itiraf ediyorum.Rüzgarın kaldırımlara döşediği mor ve beyaz çiçeklerden örülü halıyı da ıslak anıların ayakları altına serip,mütekerrir insan ruhunun kasvetinden uzaklaştığım bu yağmurlu bahar sabahını tekerrür eden sayfalarımın arasına renkli bir anı olarak bırakıyorum.Sayfamın köşesinden bir zürafa da gülerek beni izliyormuş bu arada.Zürafa sevgisini beyaz giymekle örtüştürdüğüm için kendisini konuk ettiğim hikayelerin noktasını hediye etmeye gelmiş.Kıs kıs gülmesine aldırmadan noktamı alıp yolcu ettim ben de onu.Ne demişler damlaya damlaya göl olur.


İçimin kalabalığından sıyrılıp,sessiz bir köşenin dinginliğinde esen rüzgarı dinliyorum,gözlerim kapalı ve İstanbul değilse de mekan karşımda kızkulesinin bir bakışlık anısı asılı.Uzaktan el sallayan martıların ve zihnimde yerini tüm canlılığıyla sürdüren dalgaların dinletisini de fona yerleştirmek gerek şimdi.Sadece kısa bir zaman öncesine ait fotoğrafları toplamak,tavşanının elinden tutmuş ve ne aradığını bilmeyen bir çocuğun ruh halinden sıyrılmak gerek sanırım.Anıların biriktiği albümde belki gerçekten mutlu olduğum mekanları bulmalı ve kararsızlığıma bu mekanların penceresinden bir daha bakmalıyım.Serap tadında bir görünüp bir kaybolan sebeplerin toplanıp ufku görünmeyen yollar inşa etmesinden mütevellit yorgunluğumu da “boşa koysam dolmadı doluya koysam almadı” kategorisine ekliyorum.Hayalimin seyrine dalmışken gitmem gereken karar menzilinden uzaklaşmamak için bir daha bakıyorum pencereden;ama yok işte.Yağmuru çok mekanımın,puslu penceresinden görünen köy kılavuz istiyor,kılavuzum nerede,sormadan edemiyorum.Kum tanelerince tükenen, bir kum tanesine ait ömrün değerli kılınması beklentisi,bekleyişin kıyısına gelen bir gemiye binip gitmeyi gerektiriyor belki.Ya da gitmelerle çaremi sınırlandırmadan kalmanın da çareler reçetesine yazılıp hiç değilse bir hafta düzenli aralıklarla düşünme dakikalarına eklenmesi bir ihtimal olarak kaydedilmeli.Bunca karasızlığımı eklediğim dilekçemi,martılarımı ve kızkulesinin dalgaların sesine rağmen koruduğu huzuruna imrenişimi toplayıp kayboluyorum içimin kalabalığında.Dingin bir zaman yeniden kapımı çaldığında “Ve Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır..” cesaretini yorgunluğumun örtüsünden kurtarabilmek umuduyla.
İçimiz kalabalık,dışarıda yağmur,sesimiz belki duyulur..

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya
Dini bütün biriyim diyorsun pekiyi bu sızlanmak da ne
Dünyayı beğenmiyorsun beğenecek miydin bir de
Takılı kaldın
Asılısın konu komşu ne der endişesine
Değildir umurunda hazır yiyen adalet
Hazırdan yiyor adalet Ömer- ül faruk’tan beri
Sana düştü hazırı sermayeye çevirmek
Hendeğe deveyi hamutuyla devirmek
Uhuvvetin iltimas geçmesine aldırmazsın
Dert etmem diyorsun
Hapsolmuşsa müsavat hendeseye
Vahdet ne?
Tin tin tini mini hanım
Kim düşünür aşırılmış olma ihtimalini
Franz Schubert nâm firenkten temanın *
Kemanın
Mahmud-i adli buyruğuyla
O kıvrık kuyruğuyla
Saz heyetinde yer bulduğundan
Kulların kullara katırca kulluğundan
Vakt ezanlarıyla Farabi’nin
Eflatun’un âli makamlarla
İlgisinden sana ne?
Mâfevke ihbar ve
Parça başı pazarlık et
Sünnetle.
* Moments Musicaux No.3